Kraliçe Lear Film Analiz

Pelin Esmer’in Oyun filminin devam niteliğinde karşımıza çıkan Kraliçe Lear filmi beş köylü kadının bir tiyatro topluluğu kurup Toroslar boyunca uzanan dağları aşarak köylere, yerlere tiyatroyu götürme çabalarını incelemektedir. Bu seyir içerisinde karşılaşılan durumlar ve Shakespeare’nin eseri ile birbiri içerisine geçen hayatları gözler önüne serilmiştir.

Aslanköylü bu kadınlar içinde yaşadıkları toplumun yapısında, köy hayatında ulaşamadıkları birçok şeyin içerisinden tiyatro ile sıyrılıp, kendilerini yeniden tanımlama ve anlama mücadelesinin içerisine girerken uğradıkları köylerde bulunan insanlarla da konuşarak onlara da yapabileceklerini, kadınların hayvancılık ile uğraşmada, tarla da bostan da bu kadar başarılı olunabiliyorken, bunu da yapabileceklerini her gittikleri noktada anlatmışlardır. Hatta bu şekilde kendilerine güven kazanabileceklerini, inanabileceklerini durak durak büyük bir içtenlikle anlatmışlardır.

Kraliçe Lear Aslanköylü Kadınlar

Tiyatro oyunlarına ulaştırmak istedikleri yerlerde bürokratik ve toplumsal olarak karşılaştıkları engeller, gözlenemeyen, bilinmeyen birçok hayatı bizlere sunduğu gibi sosyopolitik olarak da ülke içerisinde görülmeyen birçok şeyi görme fırsatı bulmamızı sağlamıştır. Bir sanat yapıtının toplumsal olarak nasıl alınacağını ve tüketileceğini belirleyen faktör politik faktör olarak belirtilir. Bu belirleyen sanat yapıtı ile onu besleyen toplum arasındaki ilişkiyi tanımlar. Bu ilişkiyi başarılı bir şekilde işleyen Kraliçe Lear içinde bulunulan coğrafyanın insanlarını, hayatını içten ve doğal akışıyla sunmuştur.

Sanat Yapıtı Olarak Filmin Dönüştürme Etkisi

Sanat yapıtının, içinde bir başka sanat yapıtını konu alan bu eser bir başka şekilde sanatın insanlar ve toplumsal yaşam içerisinde dönüştürücü gücüne yer verdiği kadar, uzak durulan olarak da imgelenmiştir. Fakat uzak durulan olarak görülen köylerde dahi karşı çıkılsa da gelinmiş hatta oyun içerisine katılınmıştır.

Köy meydanında tiyatro ekibini karşılayan muhtarın “Yol yok burda, yol yok bunlar boş işler!” çıkışında bulunan muhtarın daha sonrasında, oyun içerisine katılması ve oynaması ve “Sen de oynarsın, bu kadar hayvanla uğraşıyorsun gel bunu da yaparsın.” denilen kadınların da yer alması buna film içerisinde örnek gösterilebilir.

Fakat uzak durulan olarak imgelenen bu sanat ürününe ve farklı hatta sıradışı bulunan beş köylü kadının tiyatro oyunu yapabilmesi gidilen köylerde ilk olarak uzak durulmak istense de kabul görmelerine, saygı ile karşılanmalarına ve erkeklerin çoğunlukta bulunduğu ‘kahvede’ oturmalarında dahi olumsuz bir tepki görmemişlerdir. Bu durum imkansızlık, kader gibi kavramlarla arkada kalmış olsalar dahi kadınların Anadolu’nun birçok yerinde saygı duyulduğunu fakat bu arkada kalmışlık toplumsal yapı içerisinde rollerinde belirtilmiştir.

Kader Anlayışı ve Determinizm

Toros dağlarına uzanan bu hikayede kadınların arasında kader üzerine yapılan konuşmalardan birinde felsefeye dayanan bir tartışmanın izini bulunabilmektedir. Kaderde neler insan hayatında neler belirlidir? sorusu üzerine şekillenen bu sohbet içerisinde determinizm kavramına rastlanır. Zamanın bir çember olarak biçimlenen bu kavram evrenin neden-sonuç ilkesi ile düzenlendiğini insan iradesinin bu konuda yanılsama olduğunu savunur. Bu yaklaşımda bugün yaşanılanlar geçmişin sonucu, geleceğin ise nedenini oluşturur. Bu kavram ışığında bakıldığında karakterlerden bir kadın diğerine kaderde bazı şeylerin yazılı olduğunu fakat, geriye kalanların seçimlerle şekilleneceğini söylerken otodeterminist bir bakış açısı şekillenmiştir.

Kraliçe Lear Otobüs Sahnesi

Ziyaret edilen köylerde oyuna davet edilen insanların “kısmet” şeklinde cevap vermeleri, yolda karşılaşılan küçük bir kız çocuğunun “Ben hemşire olmak istiyorum ama kısmet, kader” şeklinde cevap vermesi ise bu bakış açısının toplum genelinde hakim olduğu izlenimi kazandırmıştır. Fakat burada farklı olarak fatalizme kavramı ortaya çıkmaktadır. Bu kavram her şeyin önceden belirli olduğu bir kadercilik anlayışını ifade eder. Kişinin bunu yaşamak dışında bir tercihi olmadığını vurgular. Bundan dolayı bu konuşmalar içerisinde bu felsefi öğretiden söz edilebilmektedir.

Kişilerin kendilerinin farkına varmalarının, tanımalarının hayat içerisinde bir başarı haline geleceğinin ve başarı ölçütünün kişinin kendini dönüştürme ve anlamasına bu tekamül ile mümkün olacağına işaret eder. Pelin Esmer’in Altyazı dergisinde film için söylediğine göre, “…Shakespeare’in serçenin ölmesinde bile bir bildiği vardır kaderin demesiyle, Zeynep’in uçurumlu yollarda gitikleri sırada hayatta sadece üç şeyi kadere bağlaması arasında bir oyun kurabilir miyiz? Tek tek hayat hikayelerinin ötesinde, işte bu tür şeylerdi beni Kraliçe Lear’da heyecanlandıran.” Yönetmenin ilettiğine göre, filmde de görülecek üzere sanat ürünleri etkilerini içinde bulunduğu toplumdan, hayattan alırken aynı zamanda o hayatları dönüştürür, geliştirir ve iç içe geçebilir.

KAYNAKÇA

Mocaco, J. (2001). Bir Film Nasıl Okunur?, İstanbul: Oğlak Yayıncılık ve Reklamcılık.

Fularsız Entellik. (2020) Stoacılık: Vakur İnsanın Felsefesi, https://fularsizentellik.com/journal/2018/8/19/stoacilik (10.06.2020)

Felsefegen. (2020) Fatalizm Nedir?, https://www.felsefe.gen.tr/fatalizm-kadercilik-yazgicilik-nedir-ne-demektir/ (10.06.2020)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir